Kanasta Nasıl Bir Oyun? Strateji, Duygu ve Bolca Gülme Garantili Bir Kart Macerası Kanasta, ortaklık ve strateji temelli, papazların bile ter döktüğü, sabır ve sabote etme sanatıyla örülü bir kart oyunudur. Hayatta bazı sorular vardır ki insanı derin düşüncelere daldırır: Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan? Klozet kapağı açık mı bırakılmalı kapalı mı? Ve nihayetinde: “Kanasta nasıl bir oyun?” İşte bu sonuncusu, hem beyin jimnastiği hem de kahkaha garantili sosyal deney arayanların ortak merakıdır. Hadi kemerleri bağlayın, çünkü bu yazıda Kanasta’nın karmaşık ama bir o kadar eğlenceli dünyasına birlikte dalıyoruz! Kanasta Nedir, Ne Değildir? Kanasta, 1950’lerin Latin Amerika’sında doğmuş,…
8 YorumEtiket: bir
Tek Gözünle Bakmak Ne Demek? Tarihin Işığında Dar Perspektifin Anatomisi Bir tarihçi olarak geçmişin tozlu sayfalarında dolaşırken en sık karşılaştığım gerçeklerden biri şudur: İnsanlık, çoğu zaman olaylara tek gözle bakma eğilimindedir. Bu, yalnızca bir görme biçimi değil; bir düşünme biçimidir. Geçmişi anlamak, onu yalnızca bir yönüyle değil, tüm katmanlarıyla görmek demektir. Ancak insanlar genellikle kendi inançlarının, çıkarlarının veya kültürel kodlarının izin verdiği kadarıyla görür. Bu durum, hem bireysel algıyı hem de toplumsal tarih yazımını şekillendirir. Tarihsel Bağlamda Tek Gözle Bakmak Tek gözle bakmak deyimi, mecaz anlamda olaylara dar, tek taraflı veya önyargılı bir bakış açısıyla yaklaşmak demektir. Tarihte bu durumun…
4 YorumBir Sosyoloğun Merceğinden: Kürşat Atamer Kimdir? Toplumsal yapılarla bireylerin karşılıklı etkileşimini anlamaya çalışan bir araştırmacı olarak, her bireyin hikâyesinde bir toplumun aynasını görürüm. Kürşat Atamer ismini ilk duyduğumda aklıma yalnızca bir kişi değil, belli bir sosyolojik temsiliyet geldi: gelenekle modernlik arasında sıkışmış erkek kimliğinin sembolü. “Kürşat Atamer kimdir?” sorusunu yanıtlamak, sadece bir kişinin biyografisini anlatmak değildir; aynı zamanda Türkiye’de erkeklik, kimlik, kültürel pratikler ve toplumsal normlar üzerine düşünmektir. Kürşat Atamer’in Temsili: Gelenekselin Modernle Buluştuğu Nokta Kürşat Atamer, ismen de çağrıştırdığı üzere, “güç”, “onur” ve “aidiyet” gibi kavramlarla özdeşleşen bir karakterdir. Onu yalnızca birey olarak değil, bir toplumsal figür olarak okumak…
6 YorumKısıtlı Kaynaklar, Sınırsız Potansiyel: Bir Ekonomistin Gözünden Işitsel Disleksi Bir ekonomist için dünya, kıt kaynaklar ve sonsuz ihtiyaçlar arasında süregelen bir denge arayışıdır. Her birey, her toplum, hatta her zihin bu denklemin bir parçasıdır. Ancak bazı zihinler, bilgiyi işleme biçimleriyle bu dengeyi yeniden tanımlar. Işitsel disleksi tam da bu noktada, sadece bir öğrenme farklılığı değil, aynı zamanda bilişsel kaynakların nasıl kullanıldığını anlamamıza yardımcı olan bir ekonomik metafor sunar. Zira ekonomi, yalnızca parayla değil, dikkat, zaman ve bilgiyle de ilgilidir. Işitsel Disleksi Nedir? Işitsel disleksi, bireyin duyduğu sesleri algılama, ayırt etme ve bunları doğru sırayla işleme becerisinde yaşanan güçlüklerle karakterizedir. Bu…
4 YorumGüçlükonak Nüfusu Ne Kadar? Edebiyat ve Sayıların Buluştuğu Bir Yolculuk Bir edebiyatçı olarak kelimelerin gücüne inanırım: bir sayı, bir isim, bir şehir—hepsi anlatıları barındırır. “4.462” rakamı yalnızca nüfus verisi olmakla kalmaz; içinde göçlerin, bekleyişin, ayrılığın ve dönüşün öyküsünü taşır. İşte bugün, Güçlükonak’un nüfusunu sorarken, aslında bir metinle rakamlar arasında köprü kurmak istiyorum. Güçlükonak: Rakamların Sessizliği Güçlükonak, Şırnak ilinin bir ilçesi olarak kayıt sistemlerinde 2021 yılına ait 4.462 nüfusla geçmektedir. [1] Bu rakam, belki bazı şehirlerin bir mahallesinin nüfusuyla kıyaslanabilir. Ama burada mesele “çok ya da az” değil; bu sayı bir varoluşun, kolektif bir tarihin işaretidir. Dilin edebî gücünde, rakamlar suskun…
8 YorumGöz Kapama Bandı Ne İşe Yarar? Güç, Görme ve Toplumsal Körlük Üzerine Siyasal Bir İnceleme Bir siyaset bilimci olarak şunu fark ettim: toplumlar, neyi gördüklerinden çok, neyi görmezden geldikleriyle şekillenir. “Göz kapama bandı” bu anlamda yalnızca fiziksel bir nesne değil, iktidar, bilinç ve itaat arasındaki ilişkinin de simgesidir. Kimi zaman birey kendi isteğiyle, kimi zamansa sistemin baskısıyla gözlerini kapar. Peki, bu “kapama” eylemi ne işe yarar? Bir koruma mı sağlar, yoksa görünmez kılınmanın sessiz onayı mıdır? İktidar ve Görmeme Stratejisi Göz kapama bandı, iktidar teorileri açısından ilginç bir semboldür. Michel Foucault’nun dediği gibi, iktidar yalnızca baskı kurmaz; aynı zamanda neyin…
8 YorumBir gün bir arkadaşım “Telefonumda hareketli çekim modu varmış, ama ben hâlâ hareket edince fotoğraf bulanık çıkıyor” dediğinde anladım ki teknolojiyle aramızda bir mizah anlaşması var. Biz anlamıyormuş gibi yapıyoruz, o da bize sürekli yeni düğmeler ekliyor! İşte bugün, hepimizin merak ettiği o soruya eğlenceli bir şekilde dalıyoruz: “Hareketli çekim modu nedir?” Hareketli Çekim Modu: Fotoğrafın Mini Dizisi Kısaca anlatmak gerekirse, hareketli çekim modu (ya da “Live Photo” diyelim) fotoğraf çektiğiniz anda sadece tek bir kareyi değil, o andan önceki ve sonraki birkaç saniyeyi de kaydeder. Yani siz poz verirken, “gül müyüm, ciddi mi olayım?” diye düşündüğünüz o kararsız saniyeler…
4 YorumGereğini Arz Ederim Nereye Yazılır? Antropolojik Bir Bakış Kültürler, toplumların kimliklerini ve değerlerini şekillendiren, insan davranışlarını yönlendiren soyut yapılar olarak karşımıza çıkar. Bir antropolog olarak, farklı toplumların ve kültürlerin, topluluk üyelerinin birbirleriyle olan etkileşimlerinde kullandıkları semboller, ritüeller ve dil yapıları üzerine yaptığım gözlemler, kültürel çeşitliliği anlamama yardımcı olur. Her kültür, farklı bir “dünya görüşü” ve buna göre bir anlam üretme biçimi sunar. Peki, günlük dilde sıkça karşılaştığımız ve neredeyse her yazışmada kullanılan bir ifade olan “Gereğini arz ederim” cümlesinin nereye yazılması gerektiğini tartışırken, bu ifadenin toplumsal yapılar, semboller ve ritüellerle nasıl iç içe geçtiğini incelemeye ne dersiniz? Dil ve Ritüellerin…
6 YorumAMOC Çökerse Ne Olur? Felsefenin Soğuyan Ufku Bir filozof için dünya, yalnızca yaşanılan bir yer değil; düşüncenin biçim aldığı bir varlıktır. AMOC (Atlantik Meridyonal Devrilme Sirkülasyonu), bu varlığın damarlarında dolaşan kan gibidir. O durduğunda yalnızca iklim değil, insanlığın varlık anlayışı da donabilir. Peki, eğer doğanın bu dev sistemi çökerse, etik, epistemoloji ve ontoloji ne hale gelir? Bu sorunun yanıtı, yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda varoluşsaldır. AMOC’un Felsefi Anatomisi: Akışın Ontolojisi AMOC, sıcak suyun tropiklerden kuzeye yükselip soğuyarak derinlere battığı, sonra yeniden güneye döndüğü dev bir okyanus sirkülasyon sistemidir. Bu akıntı, gezegenin ısı dengesini korur, ekosistemleri birbirine bağlar, yaşamın sürekliliğini sağlar.…
6 YorumHasta Bakıcısının Ücreti Ne Kadar? Bir Hikaye Üzerinden Gerçekler Geçen hafta, bir akşam çayı sırasında eski bir arkadaşım, Elif, bana bir soruyla geldi: “Hasta bakıcılığı yapan biri ne kadar kazanıyor? Bunu düşünmeye başladım ama biraz karmaşık bir konu gibi görünüyor.” Elif’in bu sorusu, birkaç gün boyunca zihnimde dönüp durdu. Çünkü hasta bakıcılığının sadece maaşla ölçülemeyecek kadar derin bir anlamı olduğunu biliyorum. Bu iş, hem duygusal hem de fiziksel açıdan yoğun bir yük taşır. Ama belki de, Elif’in sorduğu soruya bir yanıt verirken, hepimiz için önemli bir ders çıkarabilirim. Bir Aile Hikayesi: Ahmet ve Zeynep Ahmet ve Zeynep, evli bir çiftti.…
6 Yorum